İçeriğe geç
Haberler Amasya

Gündeme sade, sakin ve açık bakış

Gündemin İçinden

Sözlü Aktarım: Bilgi Ağızdan Ağıza Geçerken Neden Değişir?

Duyduğumuz bilgiyi aktarırken farkında olmadan kısaltır, keskinleştirir ve kaynağını unuturuz. Sözlü aktarımın işleyişi ve bozulmayı azaltmanın yolları.

Selin Karaca 4 dk okuma

Bildiğimiz şeylerin önemli bir kısmını kitaptan ya da belgeden değil, birinin bize anlatmasıyla öğreniriz. Bir yemeğin nasıl yapıldığı, bir aletin nasıl kullanıldığı, mahallede kimin ne işi bildiği, bir hastalıkta ne yapılacağı çoğunlukla sözle aktarılır. Bu aktarım hızlıdır, ucuzdur ve kimseye kayıt tutma zahmeti yüklemez. Buna karşılık her aktarımda bilgi biraz değişir. Bu değişim rastgele değildir; belirli ve tekrar eden yönleri vardır.

Anlatan kişi bilgiyi neden kısaltır?

Kimse duyduğu bir şeyi kelimesi kelimesine aktarmaz. Zihin, anlatırken ayrıntıyı eleyip ana çizgiyi tutar. Bu yüzden ilk elden anlatılan uzun ve koşullu bir açıklama, ikinci ağızda kısa ve kesin bir cümleye dönüşür. Şartlar, istisnalar ve belirsizlik ifadeleri en önce düşen kısımlardır. Aslı belki şu durumda işe yarayabilir olan bir bilgi, birkaç aktarım sonra kesinlikle böyle olur biçimini alır. Bilginin özü çoğu zaman korunur ama etrafındaki temkin kaybolur.

Keskinleşme ve abartı

Kısalmanın yanında ikinci bir eğilim daha vardır: anlatılan şeyin dikkat çeken yanı öne çıkar, sıradan yanları geri çekilir. Bir olayın en çarpıcı ayrıntısı her tekrarda biraz daha büyür, çünkü anlatan kişi karşısındakinin ilgisini görmek ister. Sayılar yuvarlanır ve büyür, süreler kısalır, sonuçlar daha net söylenir. Bu bilinçli bir çarpıtma değildir; anlatmanın doğasında olan bir seçimdir. Yine de sonuçta kaynağa göre daha keskin bir hikâye ortaya çıkar.

Bilginin dinleyene göre biçimlenmesi

Aktarılan şey, dinleyenin bildikleriyle uyuşacak biçimde yeniden düzenlenir. İnsan, duyduğu yeni bilgiyi zihnindeki mevcut çerçeveye oturtur; oturmayan parçalar ya unutulur ya da uyacak hâle getirilir. Bu yüzden aynı bilgi farklı çevrelerde farklı biçimler kazanır. Aynı öneri bir yerde teknik bir açıklamayla, başka bir yerde tanıdık bir benzetmeyle anlatılır. İkisi de aynı çekirdeği taşıyabilir, ama dışarıdan bakıldığında farklı bilgiler gibi görünürler.

Kaynağın kaybolması

Sözlü aktarımın en belirgin özelliği, bilginin birkaç el değiştirdikten sonra kaynağını kaybetmesidir. Bir noktadan sonra bilgiyi kimin ilk söylediği hatırlanmaz ve cümle sahipsiz kalır. Sahipsiz bilgi doğrulanamaz hâle gelir, çünkü geri dönüp sorulacak bir adres yoktur. Bir şeyi kimden duyduğunu hatırlayan kişi gerektiğinde teyit edebilir; hatırlamayan kişi ise onu artık kendi bilgisi gibi taşır ve aynı kesinlikle aktarır.

Tekrarın yarattığı tanıdıklık hissi

Aynı cümleyi birden çok kişiden duymak, onu daha doğru hissettirir. Oysa bu kişiler bilgiyi bağımsız kaynaklardan almış olmayabilir; aynı tek kaynaktan farklı yollarla gelmiş olabilir. Tanıdıklık, doğruluğun kanıtı değildir. Bu ayrımı akılda tutmak, sözlü aktarımı değerlendirirken en işe yarar alışkanlıklardan biridir. Bir bilgiyi kaç kişiden duyduğunuzdan çok, kaç bağımsız kaynağa dayandığı önemlidir.

Bir bilginin uzun ömürlü olmasını sağlayan biçim

Sözle taşınan bilgiler rastgele bir biçimde dolaşmaz; akılda kalacak kalıplara girerler. Kısa cümleler, uyaklı söyleyişler, sıraya dizilmiş adımlar ve somut nesnelere yaslanan benzetmeler hatırlamayı kolaylaştırır. Bu yüzden pratik bilgilerin çoğu iki üç kelimelik ölçülerle, tekrarlanabilir kısa kurallarla anlatılır. Kalıba girmiş bilgi daha az bozulur, çünkü eksik ya da değiştirilmiş bir aktarımda kalıbın kendisi tutmaz ve kulak bunu fark eder.

Sözlü aktarımın güçlü yanları

Bütün bunlar sözlü bilginin değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, yazıya geçmeyen çok sayıda pratik bilgi yalnızca bu yolla korunur: bir bölgede hangi toprakta neyin yetiştiği, hangi hava işaretinin neyi haber verdiği, bir aletin hangi ayarda daha iyi çalıştığı. Bunlar tekrar tekrar denenerek elenmiş, işe yaramayanı zamanla düşmüş bilgilerdir. Uzun süre ayakta kalan bir sözlü bilginin arkasında genellikle uzun bir deneme birikimi bulunur.

Aktarırken bozulmayı azaltmanın yolları

Bir bilgiyi başkasına iletirken birkaç basit alışkanlık farkı büyütür. Duyduğunuzu kimden aldığınızı söylemek, emin olmadığınız yeri açıkça belirtmek, sayıyı yuvarlamadan aktarmak ve bilmediğiniz kısmı doldurmak yerine boş bırakmak. Karşı taraftan kısaca tekrar etmesini istemek de yanlış anlaşılmayı hemen görünür kılar. Kritik bilgilerde ise en güvenlisi yazıya geçirmektir; bir adres, bir doz, bir tarih ya da bir ölçü söz olarak dolaşmaya devam ettikçe değişme ihtimalini de taşır.

Ağızdan ağıza dolaşan bilgi insan topluluklarının en eski ortak hafıza biçimidir ve hâlâ günlük hayatın büyük bölümünü taşır. Onu tümüyle reddetmek de olduğu gibi kabul etmek de yanıltır. İşleyen tutum ortadadır: nereden geldiğini sormak, kesin söylenen yerlerde temkinli olmak ve önemli olanı kayda geçirmek. Bilginin nasıl yol aldığını bilmek, o yolda ne kadar değiştiğini de kestirmeyi kolaylaştırır.